29 Ocak 2013 Salı

Nietzsche’nin ‘üstinsan’ı ve Kierkegaard’ın Esteti Kahramanı Don Juan ile ‘saflık’ Üzerine


Nietzsche’nin ‘üstinsan’ ına baktığımızda ; aktif  bir nihilist olan yıkıcı, değerleri yıkan biri çıkar karşımıza. Fakat bu yıkıcı değerlerin yerine bir başka değer koyacak kadar da yaratıcı değildir.
Üst insan yaşamı içerisin de ; sonlu yaşamında sonsuzluğu arayan biridir. Kendi yaşamı içindeki bütün duygularla başa çıkabilecek bir güçtedir. Güçlü olmasının yanı sıra bir çocuk kadar saf ve naif biridir. Güçlü ve eğitimlidir bir ‘Sezar ‘ gibi diğer yandan da hiçbir sorumluluk almadan çocuk ruhlu olup oyun oynayıp her şeyi unutan bir ‘İsa’dır. O kendi ‘saf’ dünyasına anlam yükleyip yaşamaya çalışır. Onun önünde bir bilinçlilik durumu ya da belirli bir zihin öğretisi yoktur. Saf dünyasına bir tinsellik sokmayacaktır.
Yapacağı işe değil , o işi yapmanın verdiği haz önemlidir onun için.
‘ Biz arzulanana değil, arzulamanın kendisine aşığız.’ der Nietzsche.
Bu yüzden ‘iyi’ler üst insanı sevmezler. Çünkü onlar ahlak için tanrı için çalışacaklardır ve ona aykırı bir hareketten de sakınacaklardır.
Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabının ön konuşmasında görürüz bunu. Zerdüşt bir Pazar yerinde üstinsan’ı öğretmeye çalışırken şöyle diyecektir:
… Bakın , üstinsanı öğretiyorum size ; işte bu yıldırımdır o , bu çılgınlıktır o!
Ve halkın arasından biri bağırır:
‘ip cambazı hakkında dinlediklerimiz yeter ; hadi şimdi de kendisini görelim!’
diyerek Zerdüşt’ü yok saymıştır. Onun bu başkaldırışı ‘iyi’lerin değerlerine ters düşecektir ve bu nedenle üstinsan’ı istemeyeceklerdir. Ama bilmedikleri bir şey vardı yaşamın anlamıydı ‘üstinsan’.
Nietzsche’de ki üstinsan’ın saflık yönünü Don Juan’da ele alırsak..
Öncelikle Don Juan ; Kierkegaard’ın esteti yaşam aşamaları  arasında  ‘dolaysızlık’ı en çok içinde barındıran bir kahramandır.
Dolaysızlık olayına bakarsak kısaca şöyle diyebiliriz. Tinsellikten uzak , duygulara göre hareket eden bir yasam söz konusudur. Kurallar ve çelişkiler yoktur ; belirleyicileri psişik yönler ve ruhun tutkuları söz konusudur.
Ve Don Juan tam anlamıyla bu açıklamanın ta kendisidir. Onun için tinsellik değil ,tensellik söz konusudur. Bir nevi Don Juan tenin vücut halini almış biçimidir.
Don Juan sonlu hayatında sonsuzluk arayışını anlık tekrarlarda arayacaktır. Hayatına soktuğu her kadın her anını ortaya koyacaktır. Burada bir reflection vardır. Anlık şeyleri tekrarlayarak sonsuzluğa gitmek isteyecektir.
Don Juan’ın aşkı anlıktı. Saray şövalyeleri gibi tutkulu bir aşk yaşamaz ve aşk için beklemez. Onun için önemli olan ‘an’dır. Aşk ; beklemeyi , sadakati sonunda kavuşma olmazsa bile acı çekmeyi besler içinde
Don Juan ise ;sözcüğünün en temel anlamında bir baştan çıkarıcıdır. Onun aşkı tinsel değil, tenseldir. Tensel aşkta ‘kendi kavramı gereği sadakate değil , mutlak sadakatsizliğe dayanır’..
Peki bütün bu olanları Don Juan düşünerek mi yapıyor? Tabii ki hayır. Bu bilinçlilik dışında ki olay Don Juan ‘ daki saflığı ortaya koyuyor.
O bu yaşamı sürerken bir plan ya da ön hazırlık yapmıyordur. Bir zihin süreci de yoktur. Don Juan da zaten bir süreklilik ve istikrar da yoktur. Anlar vardır ve her an başkaları vardır : bir kadın binbir kadın.
Kadınları bir düşünce temeline göre değil , cazibesi ve şehvetiyle elde eder. Ve kadınlar Don Juan’ı bu saflığı ile isteyerek kabul ederler.
Bu saflığı ona bir iyilik kazandırmayacaktır. ‘iyi bir insan ‘ değildir saray şövalyelerine karşı çünkü ‘aşk’a bir başkaldırı vardır. Haz ve tutku ile baştan çıkarıcılık söz konusudur. Don Juan bu saflığına rağmen aşkın sadakatine karşı mutlak sadakatsizliği ilke edinecektir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder