Nietzsche’nin ‘üstinsan’ ına baktığımızda ; aktif bir nihilist olan yıkıcı, değerleri yıkan biri
çıkar karşımıza. Fakat bu yıkıcı değerlerin yerine bir başka değer koyacak
kadar da yaratıcı değildir.
Üst insan yaşamı içerisin de ; sonlu yaşamında
sonsuzluğu arayan biridir. Kendi yaşamı içindeki bütün duygularla başa
çıkabilecek bir güçtedir. Güçlü olmasının yanı sıra bir çocuk kadar saf ve naif
biridir. Güçlü ve eğitimlidir bir ‘Sezar ‘ gibi diğer yandan da hiçbir
sorumluluk almadan çocuk ruhlu olup oyun oynayıp her şeyi unutan bir ‘İsa’dır.
O kendi ‘saf’ dünyasına anlam yükleyip yaşamaya çalışır. Onun önünde bir
bilinçlilik durumu ya da belirli bir zihin öğretisi yoktur. Saf dünyasına bir
tinsellik sokmayacaktır.
Yapacağı işe değil , o işi yapmanın verdiği haz
önemlidir onun için.
‘ Biz arzulanana değil, arzulamanın kendisine
aşığız.’ der Nietzsche.
Bu yüzden ‘iyi’ler üst insanı sevmezler. Çünkü onlar
ahlak için tanrı için çalışacaklardır ve ona aykırı bir hareketten de
sakınacaklardır.
Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabının ön konuşmasında
görürüz bunu. Zerdüşt bir Pazar yerinde üstinsan’ı öğretmeye çalışırken şöyle
diyecektir:
… Bakın , üstinsanı öğretiyorum size ; işte bu
yıldırımdır o , bu çılgınlıktır o!
Ve halkın arasından biri bağırır:
‘ip cambazı hakkında dinlediklerimiz yeter ; hadi
şimdi de kendisini görelim!’
diyerek Zerdüşt’ü yok saymıştır. Onun bu
başkaldırışı ‘iyi’lerin değerlerine ters düşecektir ve bu nedenle üstinsan’ı
istemeyeceklerdir. Ama bilmedikleri bir şey vardı yaşamın anlamıydı ‘üstinsan’.
Nietzsche’de ki üstinsan’ın saflık yönünü Don Juan’da
ele alırsak..
Öncelikle Don Juan ; Kierkegaard’ın esteti yaşam
aşamaları arasında ‘dolaysızlık’ı en çok içinde barındıran bir
kahramandır.
Dolaysızlık olayına bakarsak kısaca şöyle
diyebiliriz. Tinsellikten uzak , duygulara göre hareket eden bir yasam söz
konusudur. Kurallar ve çelişkiler yoktur ; belirleyicileri psişik yönler ve
ruhun tutkuları söz konusudur.
Ve Don Juan tam anlamıyla bu açıklamanın ta
kendisidir. Onun için tinsellik değil ,tensellik söz konusudur. Bir nevi Don
Juan tenin vücut halini almış biçimidir.
Don Juan sonlu hayatında sonsuzluk arayışını anlık
tekrarlarda arayacaktır. Hayatına soktuğu her kadın her anını ortaya
koyacaktır. Burada bir reflection vardır. Anlık şeyleri tekrarlayarak
sonsuzluğa gitmek isteyecektir.
Don Juan’ın aşkı anlıktı. Saray şövalyeleri gibi
tutkulu bir aşk yaşamaz ve aşk için beklemez. Onun için önemli olan ‘an’dır.
Aşk ; beklemeyi , sadakati sonunda kavuşma olmazsa bile acı çekmeyi besler
içinde
Don Juan ise ;sözcüğünün en temel anlamında bir
baştan çıkarıcıdır. Onun aşkı tinsel değil, tenseldir. Tensel aşkta ‘kendi
kavramı gereği sadakate değil , mutlak sadakatsizliğe dayanır’..
Peki bütün bu olanları Don Juan düşünerek mi
yapıyor? Tabii ki hayır. Bu bilinçlilik dışında ki olay Don Juan ‘ daki saflığı
ortaya koyuyor.
O bu yaşamı sürerken bir plan ya da ön hazırlık
yapmıyordur. Bir zihin süreci de yoktur. Don Juan da zaten bir süreklilik ve
istikrar da yoktur. Anlar vardır ve her an başkaları vardır : bir kadın binbir
kadın.
Kadınları bir düşünce temeline göre değil , cazibesi
ve şehvetiyle elde eder. Ve kadınlar Don Juan’ı bu saflığı ile isteyerek kabul
ederler.
Bu saflığı ona bir iyilik kazandırmayacaktır. ‘iyi
bir insan ‘ değildir saray şövalyelerine karşı çünkü ‘aşk’a bir başkaldırı
vardır. Haz ve tutku ile baştan çıkarıcılık söz konusudur. Don Juan bu
saflığına rağmen aşkın sadakatine karşı mutlak sadakatsizliği ilke edinecektir.